Şimdi İstediğimiz Yerde Okullu Olduk
Okula gitmek / okullu olmak eylemi, sabahın köründe daha hava bile aydınlanmamışken sıcacık yataktan sürünerek çıkmak, hasbelkader üstüne bir şeyler geçirmek, çantayı kapıp korkunç sabah trafiğinin bir parçası olarak yollara koyulmak, okula varınca bir poğaça ve bir çayla kahvaltıyı aradan çıkartıp rahatsız sıraya yerleşmekle başlar. Ardından saatlerce süren, bitmek bilmeyen ders mevhumu. Belki toplayamıyorsun kafanı? Belki karnın ağrıyor? Belki sevgilin terk etti? İnsansın sen, öyle her dakika hazır olacak robot değil! Karşında birileri, kim bilir kaçıncı keredir aynı lafları arka arkaya diziyor. “Sonra yağlanmış kazıklara oturtulan Osmanlı Donanması, Haliç’ten aşağıya...” Belki her şey farklı olsaydı, hani zorla çıkmamış olsaydın o yataktan, ya da rahatsız, soğuk sınıfta olacağına daha iç açıcı bir yerlerde olsaydın, hatta konuları böyle kuru kuru dinleyerek değil sana hitap eden şekilde öğrenme şansın olsaydı. Neden olmasın ki?
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken hem okuluna hem işine gitmek hatta ikisini birden aradan çıkarak isteyen, belki de gözü yükseklerde, aklı sınırların ötesindeki okullarda olan insanlar ancak hayal kurabilirmiş. Zaman geçmiş, devran dönmüş. Posta, radyo ve televizyon derken internet icat olmuş. Az buçuk ertesinde de uzaktan eğitim diye bir şeyden bahsedilmeye başlanmış. Bu da, ilkokul çağından beri belki üşengeçlikten belki de vizyon sahibi oluşumuzdan papağan gibi tekrarlayıp durduğumuz “Yaaa, okula gitmeden mezun olsak nooolurdu yaaa” şikayetlerine derman olmuş. Teknolojinin gözünü sevelim, artık kimse sadece hayal kurmakla kalmıyor, hayallerine ulaşabiliyor da.
Günümüzde, seni taşlar duvarlar, uçak bileti paraları, vize memurları engelleyemiyor; sadece ulaşılabilir yakınlıkta olan okullara prangalanman gerekmiyor. Yurt içi ve dışındaki okullardaki, lisans ve yüksek lisans programlarına oturduğun yerden (evet, odandan bile) katılma, sınavlara paşa gönlünün buyurduğu zaman çalışma ve evden bir metre bile ayrılmadan “diploma piş, ağzıma düş” yapmaca şansın var. “Yaşasın uzaktan eğitim” diye bağırma şansını da şu an kazandın!
Hayal gibi ama internet ve diğer iletişim imkânları, eğitimi okul ve sınıfların dışına; tam da senin istediğin yere taşıyor. Koordinatları ve zaman aralığını senin belirlediğin bu sistemle hem başka bir ülkede öğrenci olup, hem de aynı zamanda annenin sıcacık mercimek çorbasından da ayrı kalmamış oluyorsun. “Ay nasıl olur, bilmem ki” demene gerek yok çünkü şu ana kadar dünya çapında 2 milyondan fazla insan, eğitimini bir modem ve bir internet bağlantısı sayesinde online olarak tamamladı.
#yenisayfa#
Bir yandan sabah 9 akşam 6 mesailerini yaptılar, başka kültürel ve sosyal etkinliklere gönüllerince katıldılar, yeri geldi çocuklarına bakıp eşlerine akşam sofrası kurdular; bir yandan da kendilerine uygun olan şekilde çalışıp, ister psikoloji ister işletme diplomalarını aldılar. Tamam, buraya kadar her şey çok cazip, pofuduk terliklerin ve dumanı tüten çayın eşliğinde yataktan çıkmadan mezun olabileceksin dediysek de her şey bununla bitmiyor. Bu yeni eğitim dünyasına girmeyi düşünen herkes için sorulması elzem bir soru var. Ki o da “Doğru dersler ve uygun programlar nasıl bulunabilir?”. Buna layıkıyla cevap verebilmek için online eğitimin nasıl oluştuğuna, kalıcı olup olmadığına ve bir programa dâhil olmanın artı ve eksilerine bakmak gerek.
20. yüzyılın başlarında, “herhangi bir yerde, herhangi bir zaman” sloganıyla başlayan eş zamanlı uzaktan eğitim kursları, deneyimsizlik sağ olsun ufak çaplı bir fiyaskoyla son buldu. Bu primitif sistemde eğitim, mektuplaşmalar üzerinden yapılıyordu. Ancak hem dersleri veren kişilerin sisteme alışkın olmamaları hem de olayın fazlaca zaman alıyor olması sayesinde buluşun sıkıcılıktan yetersizliğe doğru devam eden bir çizelgesi olduysa da (tembellik genlerimiz sağ olsun) uzaktan eğitime olan talep azalmadı. 1960’da, iki uçağın Indiana üzerinden Orta Batı Amerikan üniversitelerine uydu aracılığıyla ders yayını yapması başka bir dönüm noktası oldu. Sistemin yaygınlaşmasını fırsat bilen pek çok okul, 80’lerde mektuplaşma, telekonferans ve video aracılığıyla eğitim vermeye devam etti. 90’larda ise başlıca iletişim aracı tahmin edebileceğiniz üzere internet olmaya başladı.
Talep bu kadar yoğunken, dünyanın her yerinden öğrenciler “Ben ne gidicem, okul bana gelsin” sloganıyla hareket ederken tabii ki farklı farklı sistemler, farklı farklı okullar işe el attı. Değişik nedenlerle uzaktan eğitim sisteminin parçası olan okullar var. Bazıları daha fazla öğrenciye ulaşmak, bazıları yeni ve gelişen teknolojide öncü olup adını neonlara yazdırmak ve tabii bir kısmı da eğitimi her yere ve herkese ulaştırabilmek gayesiyle bu sisteme ayak uydurdu. Tabii azımsanamayacak bir grubun da bunu yemyeşil dolarların gücü adına yaptığını eklemek gerek. Yavaş yavaş aklı yatmaya başlayan varsa uyarıları yapmaya başlayalım biz de. İyi araştırmalı ve dikkatli seçmelisin okulunu. Bilginin gücü adına savaşanların tarafında olmalısın.
Eski köye yeni adet şeklinde gelen e-learning farklı tepkiler aldı. Olumlu bakışların ve bunu yeni bir çağ olarak yorumlayan modernleşme tutkunlarının yanı sıra, bu yeniliğe karşı çıkma amacını baştan güdenler e-learning’i “entellektüelliğin rahatlık adına katliamı, öğrenciler arasında izolasyon ve insan ilişkilerinde kopukluğun sebebi ve öğrenim sürecini insani özelliklerden çıkartıp canavarlaştırmanın bir yolu” olarak gördü. Gel zaman git zaman, e-learning’in bir eğitim piyasası haline gelmesi sonucu her piyasada olduğu gibi büyük balığın küçük balığı yiyeceği ve bir süre sonra öğrencilerin kapanmış olan okul ve e-learning şirketlerine para akıtmak zorunda kalacakları endişesi oluştu.
#yenisayfa#
Arap’ın tekkesine çomak sokmak isteyenler bir yana, bütün bu endişelere rağmen e-learning kalıcı olacak. Bunun temel sebeplerinden biri, e-learning’in bazı öğrenciler için tek seçenek olması. İş hayatında belli bir noktaya gelmiş ve kariyerine eğitim için bile olsa ara veremeyecek ya da bir takım koşullar nedeniyle sürekli seyahat etmek zorunda kalanlar için e-learning’in çölde su değerinde olduğu tartışılmaz. Örgü, nakış, dantel alanlarında uzmanlık derecesini almış, şimdi okula giden çocuklarına özenen ev hanımlarından tutun; çalışıp para kazanmak zorunda olan ancak kariyerinde başarılı olabilmek için diploma sahibi olmanın yararlarından haberdar yurdum insanına; 50’sinden sonra patron koltuğunun arkasındaki duvara şık bir çerçeve içinde yüksek lisans diplomasını yerleştirmek isteyenlerden gençliğinde aile baskısı yüzünden içinde ukte kalmış sanat ve benzeri alanlarda kendini geliştirmek isteyen ruhu genç maceracılara ve sadece yaşadığı ülkenin imkânlarıyla yetinmek istemeyen gençler için de e-learning biçilmiş kaftan.
Online eğitimi sadece kalıcılığı kanıtlanmamış bir yenilik olarak görmek, sunduğu imkânları göz ardı etmek olur. Evet, buraya kadar sıcak yataktan çıkmayacaksın dedik, çayın dumanı tütecek dedik ama sanma ki uzaktan eğitim programlarında “armut piş, ağzıma düş” sistemi bir mevzuat var.
Nasıl ki klasik sistemde not tutmak (ya da tutacak arkadaş bulmak), ders takip etmek (ya da edecek arkadaş bulmak), okuma yapmak, tez hazırlamak, proje teslim etmek gibi seni yoracak, zorlayacak ve belki de uykusuz bırakacak ama bilgiye sadece ulaşmanı değil özümsemeni de sağlayacak bütün aktiviteler; e-learning programlarında da mevcut. Eğer “Elektron ivmesini bulmayı bir kerede kaparım, kitaba şöyle bi baksam kalem kıpırdatmadan televizyon ekranına bir saniyede düşen elektron miktarını hesaplarım” diyen varsa bize ulaşsın. Hazır bir bilgiye, yorulmaksızın ulaşmak imkânsız olduğu için Harvard gibi deneyimli eğitim kurumları, online olarak katılabileceğin tartışmalar, okumalar, araştırmalar ve tez ödevleri veriyor. Bunun dört duvar ve bir tavandan oluşan bir okuldan tek farkı, okulda değil evde olacak olman.
Araya bir takım bilimsel veriler serpiştirmek gerekirse; North Carolina State University’den Thomas Russel’ın her tip uzaktan eğitim metodu üzerinde yaptığı araştırmaların ardından vardığı sonuç, sınıf dışında yapılan derslerin en az sınıf içinde yapılanlar kadar efektif olduğu. Şimdi rahatladın değil mi?
Okula gitmek / okullu olmak eylemi, sabahın köründe daha hava bile aydınlanmamışken sıcacık yataktan sürünerek çıkmak, hasbelkader üstüne bir şeyler geçirmek, çantayı kapıp korkunç sabah trafiğinin bir parçası olarak yollara koyulmak, okula varınca bir poğaça ve bir çayla kahvaltıyı aradan çıkartıp rahatsız sıraya yerleşmekle başlar.