
Hem üniversitende çalış hem de master yap!
Artık finansal sebeplerle master yapamama dönemi bitti! Artık her isteyen hem yüksek lisansını yapabilir hem de okuduğu üniversitede çalışarak para kazanabilir. Bu nasıl mı oluyor? İşte ayrıntılar:
Ülkemizde ve yurt dışında birçok öğrenci parasal konulardan sıkıntı çeker durumda. Çoğu öğrenci kitap parası, yurt parası, harç parası gibi sıkıntılarla boğuşuyor ve her zaman endişeli hissediyorlar kendilerini. Sanki sen de çoğu öğrenci gibi bu dertlerden muzdarip gibisin. Ama bu dertlerden kurtulmanın da bir çaresi var. Hem üniversitende çalışabilir hem de aynı zamanda master yapabilirsin. Bu sayede kitap paranı ya da en azından cep harçlığını çıkarabilir, bir nebze olsun kendini rahatlatabilirsin.
Bu yöntem uzun yıllardan beri mevcut, fakat özellikle son yıllarda öğrencilerin gözdesi haline gelmiş durumda. Bunun sebeplerinden biri eğitim kurumlarında her geçen gün artan kaliteli personel gereksinimi, diğeri de eğitim harcamalarının gün geçtikçe artması. Üniversiteler doğal olarak üniversiteyi tanıyan, akademik çevreye ait olan bir kişinin kurumlarında çalışmalarını tercih ediyorlar. Öğrenciler de uzaklaşmadan, kampüs içinde, belki de fakülte binalarının hemen bitişiğindeki binada çalışma imkânı buluyorlar. Böylece hem arkadaş ortamlarından hem de okullarından uzaklaşmamış oluyorlar.
Avantajları neler?
Yüksek lisans, iş yaşamına atılmadan önceki son eğitim basamaklarından biri olduğundan çalışmaya alıştırması bakımından çok önemli bir dönem. Masterını yaparken çalışman hem seni iş yaşamına ısındıracak hem de kafandaki endişeleri atmana yardımcı olacak. Böylece mezun olduğunda kariyerini planlaman kolaylaşmış olacak. Bu işin tabii ki en önemli avantajı maddi yönü. Biraz olsun bütçeme yardımım olsun diyorsan ve bu yüzden amacın para kazanmaksa, tam senlik bir iş bu iş. Kampüs içinde hem çok yorulmayacak hem de cep harçlığını çıkarmış olacaksın.
#yenisayfa#

Bununla birlikte bu işin bir de imaj yönü var. Düşünsene hem yüksek lisans öğrencisisin hem de okuduğun okulda çalışıyorsun. Arkadaşların ve öğretmenlerin arasındaki havanı sen düşün artık! Ayrıca ailene de katkı yapmış olacaksın, onların başını çok ağrıtmamış, kitap paranı onlardan almamış olacaksın! Daha bir dolu avantaj sayılabilir. En iyisi sen daha fazla beklemeden okuluna başvur ve çalışma isteğini onlara ilet!
Nerelerde çalışabilirsin?
Üniversitelerde bir çok bölüm sana çalışabilme imkânı sağlıyor. İşte birkaçı:
• Fakülteler (asistanlık)
• Kütüphaneler
• Bilgi işlem merkezleri
• Yabancı dil merkezleri
• Sosyal tesisler
• Kariyer merkezleri
• Laboratuvarlar (asistanlık)
• Yurtlar
• Sağlık merkezleri
Bunların dışında ODTÜ gibi bazı teknik üniversiteler bilimsel araştırmalarda yer alacak part-time ya da full-time çalışabilecek öğrenciler de arıyor. Gündüzleri okula gidip geceleri laboratuvarlarda araştırma yaparak para kazanabilirsin. Çok eğlenceli değil mi?
Ücretler
Çalışma saati ücretleri okuldan okula değişiklik gösterebiliyor. Ortalama ücretler Türkiye’de 5 ile 10 TL arasında değişirken yurt dışında saat başı 5 ile 10$ arasında değişebiliyor. Diyelim haftada 20 saat çalıştın, hafta sonunda eline ortalama olarak 150 TL geçebilir.
#yenisayfa#
Hangi üniversiteler
Hem yurt içinde hem de yurt dışında çoğu üniversite bu olanağı öğrencilerine sağlıyor. Türkiye’de Boğaziçi Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi ve ODTÜ gibi büyük üniversiteler böyle bir sistem uyguluyorlar. Bu üniversitelerin çoğu biriminde master yaparken çalışmak mümkün. Ayrıca yurt dışında da birçok ülkede bu sistem uygulanıyor. Özellikle Amerikan üniversiteleri bu konuda uzmanlaşmış durumda. Birçok Amerikan okulunda öğrenciler okulun talep ettiği öğrenim ücretini borç olarak okuldan alıyorlar ve çalışarak bu borcu tekrar okullarına ödüyorlar. Avrupa’da da bu yöntemi görmek mümkün.
Freelance çalışmak
Freelance ne demek?
Dilimize İngilizce’den giren bu kelime ne anlama geliyor acaba, hiç merak ettin mi? Şimdi biraz bu kelimenin kökenine bakalım ve ne demek olduğunu iyice anlayalım. İki ayrı kelime olan free (boş, bedava) ve lance (mızrak) kelimeleri ilk olarak 18. yüzyılda Sir Walter Scott tarafından “paralı asker” anlamına gelecek şekilde kullanılmış. 19. yüzyılda da yazar ve şair olan Ernest William Hornung, bu kelimeyi, sıfat olarak “kalitesiz” anlamında kullanmış. Zaman içinde paralı asker anlamından uzaklaşarak “serbest çalışan” anlamında kullanılmış. Şimdi freelance kelimesi işyerine gitmeden kendi evinden çalışmak, dolayısıyla birçok işi aynı anda yapabilmek; yani çalışma kurallarını ve koşullarını çalışanın kendisinin belirleyebilmesi anlamına geliyor. Eğer diyorsan ki ben işe gitmek, her gün erkenden belirli saatlerde kalkmak, günümün çoğunu evimden uzakta iş yerinde geçirmek istemiyorum; o zaman freelance çalışmak tam senlik! Uzat ayaklarını, al bilgisayarını kucağına, istediğin saatte yat, istediğin saatte kalk, keyif senin keyfin!
Bu çalışma şeklini daha çok belirli normlara bağlı kalmak istemeyen insanlar tercih ediyor. Çünkü burada çalışma saatlerini ve izleyeceğin yolu kendin belirliyorsun. Bir işi kabul ettiğinde o işi nasıl yapacağın sana kalmış bir şey. Kimse sana neden böyle yapmıyorsun, ben bu yöntemi kullanmanı istiyorum gibilerinden sorular soramaz, ya da isteklerde bulunamaz. Kuralları sen koyduğun için işveren sana uymak zorunda. Ayrıca bu yöntem senin bir şirkete bağlı kalmadan çalışmanı sağlıyor ve aynı anda birçok işverenle çalışacağından birden çok iş hakkında deneyim sahibi olabiliyorsun.
#yenisayfa#

Freelance çalışma alanları daha çok bilgi işlem, gazetecilik, çevirmenlik ve danışmanlık alanında yoğunlaşıyor; çünkü bu alanlarla alakalı işler genel olarak belirli bir ofis çalışması gerektirmiyor ve internet aracılığıyla işverenlere kolaylıkla ulaşılabiliyor. Örneğin bir köşe yazarı günlük yazılarını evinden yazıp yazdıklarını internetten gönderebiliyor ve böylece ofise gitmesine hiç gerek kalmıyor. Ayrıca bu yazar tamamen bu şirkete bağlı kalmak zorunda değil, istediği başka bir işi de yine evinden yapabilir. Böylece aynı anda birden çok işveren için çalışmış olur.
Nasıl iş bulabilir, nasıl freelance çalışabilirsin?
Nasıl freelance çalışabilirsin, hiç düşündün mü? En azından nasıl sesini duyuracak ve bir freelancer olduğunu insanlara haykıracaksın? Çoğu freelancerın kullandığı yöntem bir web sitesi kurmak, burada freelancer, yani serbest çalışan olduğunu belirtmek ve ayrıca daha önce yaptığı işleri bu sitede yayımlayarak işverenlerin o kişi hakkında bilgi sahibi olmasını sağlamak. İlk iş olarak sen de böyle bir site kurabilir, CV’ni, özgeçmişini ve daha önceki deneyimlerini burada yayımlayabilirsin. Böylece günümüzde her şeyi kolaylaştıran internet sayesinde işverenler seni fark edecek ve isterlerse seninle irtibata geçecekler. Şunu da hatırında tut: Ne kadar çok iş yaparsan o kadar çok tanınırsın, o kadar çok iş imkânı sana sunulur.
Bir başka yöntem de hepimizin bildiği iş arama sitelerine üye olmak, buraya CV bırakmak ve devamlı bu siteleri takip ederek istediğin iş için başvuruda bulunmak. Ya da ben iş aramam, onlar beni arasın der; freelancer çalışan arayanların CV’ni görüp seninle irtibata geçmelerini beklersin.
Avantajları ve dezavantajları neler?
Freelance çalışma ülkemizde çok popüler bir yöntem olmadığından bu işin hem avantajları hem de dezavantajları mevcut; kişinin beklentileriyle ortaya çıkan sonuç birbirlerinden farklı olabilir. Bu yüzden bu şekilde çalışacak birinin gözlerini kapatıp risk alması ve doğabilecek her türlü olumsuzluğa karşı hazırlıklı olması gerekiyor. Öncelikle avantajlarından bahsedelim de biraz olsun için rahatlasın. Bu işin birçok olumlu tarafı var. Öncelikle yaptığın işlerin hepsini kendin seçtiğin ve bir yere bağlı kalmak zorunda olmadığın için yaptığın işten zevk alıyorsun. Kendi programını kendin belirliyor; işini hayatına uydurabiliyorsun. İşini zamanında teslim ettiğin sürece hangi gün hangi saatte, kaç saat çalışacağına kendin karar verebiliyorsun. En önemli avantajlarından biri kendi evinden çalışmak, istediğin kadar uyumak, erken kalkmak zorunda olmamak.
#yenisayfa#

Serbest çalışmanın bu keyif verici avantajlarının yanında seni düşündürerek karamsarlığa sürükleyebilecek olumsuz yönleri de var. En önemlisi yapacağın işin belirsizliği. Bu şu demek oluyor: Yaptığın işler çoğu zaman kısa süreli olduğu için hemen iş bulman zor olabilir, bu da kazancını etkileyecek büyük bir sorun yaratabilir. Geleceğine yön verecek kazanç faktörü belirsizleştiğinde, otomatik olarak bu işten soğuyorsun. İkincisi bir şirkete tamamen bağlı olmadığından sağlık sigortası ve emeklilik gibi imkânlardan faydalanamaman. Hem sağlık masraflarının hem de emeklilik ödemelerinin karşılanması senin için önemliyse çok zorlanacağın aşikâr. Bir gün sen de uzun yıllar süren iş hayatı sonunda yorulacaksın ve evinde dinlenmek isteyeceksin. Bu durumda sigortanın ve emeklilik maaşının olması gerekecek. İşte bu bağlamda yıllarca freelancer olarak çalışmanın sana pek bir faydası dokunmayacak. Bu işin bir de sosyal yönden dezavantajı var. Toplumun freelance çalışanlara bakışı pek de iç açıcı değil; freelancerlara işsiz muamelesi yapılıyor ve bu kişisel bir başarısızlık olarak değerlendiriliyor. Bu kişiler evlerinde ya da kendi istedikleri başka bir yerde çalıştıkları için bu bir ciddiyetsizlik olarak algılanıyor.
Evet, bir freelancer olmanın avantaj ve dezavantajlarını da öğrendin. Bu noktada yapman gereken hayatının nasıl gelişmesini istediğini belirlemen; isteklerini kafanda oturtman ve freelancer olmanın sana uygun olup olmadığına kara vermen.
Part-time nedir, nasıl bir şeydir?
Okulunla ve diğer aktivitelerinle birlikte yürütebileceğin part-time işler, sana potansiyel kariyer alanları yaratır ve ideal mesleğine uygunluğun konusunda fikir verir, tecrübe kazanmanı sağlar, “ben kendi paramı kendim kazanıyorum” edasıyla göğsünü gere gere yürümene yardımcı olur. Part-time işler, zamanı kullanma kabiliyetini artıran, gerçek hayatla ilgili tecrübeler kazanmanı sağlayan, CV’nde şık durarak geleceğinde önemli bir rol oynayıp para kazanmana yarayan mükemmel fırsatlardır.
#yenisayfa#
Kuru bir tanım yapmak gerekirse: genel çalışma saatleri, çalıştığı birimdeki aylık veya haftalık normal çalışma saatinin % 70’inden az olan kişiler part-time elemanlardır. Çoğunluğu öğrenci olan part-time çalışanlar, işe alım sürecinde deneyimin büyük önem taşıması nedeniyle, kariyerleri için ilk adımı atmış kişilerdir. Part-time işler, mevcut iş olanaklarını araştırmak ve iş çevresinde yer edinmek adına birebirdir. Kariyer amaçlarına uymasa bile part-time işlerden kendini geliştirmek adına pek çok şey öğrenebilirsin. Belli saatlerde ofiste çalışarak yapabileceğin işlerin yanı sıra evden yürütebileceğin işler de mevcut.
Neden çalışalım ki?
Sabah canının istediği saatte gerine gerine uyanmak, okula gidip derse girdikten sonra arkadaşlarla bir yerlerde oturmak varken neden bu genç yaşta hayatın zorluklarını göğüsleyesin ki? İşte part-time çalışmak için birkaç sebep:
Kendini tanıma fırsatı
Çocuklara, “büyüyünce ne olmak istersin” sorusu yöneltildiğinde cevapların çoğu öğretmen, doktor, polis ya da veterinerdir. Muhasebe müdürü, belgesel yapımcısı ya da yayın koordinatörü olmak isteyen çocuğa pek rastlanılmaz. Bunun sebebiyse çocukların sadece bildikleri işleri sevebiliyor olmalarıdır. Çocuklar, hakkında çevrelerinden fikir edinebildikleri meslekleri severler ya da aynı işlerden, anne babalarını onlardan uzak tuttuğu için nefret ederler. “Ne alakası var bunun benimle” dememelisin. Seni çocuk yerine koyan kimse yok ama hayatının geri kalanı boyunca yapmayı planladığın işin sabah seni yataktan kaldıracak bir büyüsü olmalı. 35 yaşında işinden nefret ettiğini ve mutlu olmak için başka bir işte çalışman gerektiğini fark etmek oldukça acı olsa gerek... Oysa ki, okulla birlikte yürütebileceğin part-time bir iş, gelecekte sıradan bir günün nasıl geçeceği ile ilgili fikir verebilir. Kendi özellik ve eksikliklerini daha iyi tanır, bunlara yönelik tercihler yapabilirsin.
Zaman sana kalır
Adı üstünde ‘part-time’. Bu, aylık veya haftalık çalışma saatinin % 70’inden daha az çalışacaksın anlamına geliyor. Yani okulun yanında ağırlık yapmayacak ve seni hayatın güzelliklerinden kopartmayacak bir fırsat yaratmak mümkün... Tabii ki birçok durumda ofise gelip gitmen gereken belli saatler olacak ama çoğunlukla her zaman sabahın köründe kalkman ya da saatlerce ofis duvarları arasında “tıkılıp kalman” gerekmiyor.
#yenisayfa#

Deneyim kazanmak
“Sudan çıkmış balık” deyimi, içinde bulunduğu durum karşısında çaresiz kalan, ne yapacağını bilemeyen ve bu sebepten beyhude çırpınan, ama çırpınışları faydasız olan insanlar için kullanılır. En sık kullanımı da, iş tecrubesi olmayan ve öğrenim hayatı yeni bitmiş gençleri işaret eder. Bu balıklardan biri olmamak için erken davranmak, yani okulun yanı sıra bir işte boy gösterip tecrübe edinmek doğru bir hamledir. Başlangıçta, kullanılan terimler ve ofis politikasına uygun davranışlar dâhil hiçbir şey bilmemen normal. Zamanla, sadece bunları değil işinle ilgili tonlarca yeni bilgiyi de öğreneceksin. Böylelikle, ileride yapacağın başvurularda CV’nde hoş duracak ve seni birçok rakipten ayıracak bir kozun da olur.
Çevre edinmek
“Yüksek yerlerde tanıdıklarım var” filmlerden aşina olduğumuz bir laf. Part-time bir iş bile pek çok yeni insanla tanışmanı sağlayacak. Uyanık davranıp bu kişilerin deneyim ve tavsiyelerinden yararlanabilirsin. Kurduğun bu bağlantılar, “sakla samanı gelir zamanı” misali, zor durumlarda işine yarayacak. Yeni bir iş ararken, referans göstermek için ya da üzerinde çalıştığın projelerle ilgili bir desteğe ihtiyacın olduğunda, mevzubahis tanıdıklar joker işlevi görecek. İş dünyasından çevre edinmenin, düşündüğünden çok daha büyük bir önemi var. Tabii ki iş sadece tanışmakla bitmiyor. Tanıştığın insanların özellik, konum ve numaralarını kaydet ve sakın ola ki kontağını koparma! Bu şekilde part-time işinle ileriye dönük bir adım atmış olacaksın.
Part-time diye küçümseme! Diyelim ki 20’li yaşlardasın ve gözün genel müdür koltuğunda. Ofis boşken oturup koltuk rahat mı diye bakabilirsin ama ona bir anda sahip olamayacağını muhtemelen biliyorsundur. Yaşın ve deneyimsizliğin göze alındığında daha alt bir kademeden başlayacağın kesin. Peki ya part-time? Haftanın üç günü diye başladığın işte, zamanla tecrübe kazanıp terfi etmen çok mu hayalperestçe geliyor sana? Hiç de düşündüğün gibi değil. Yaptığın iş ne olursa olsun, başarın gözden kaçmaz. Zamanla daha önemli işler yapmaya ve karşılığını almaya başlarsın. Herkesin bir yerlerden başlaması gerekiyor ve babası fabrikatör olanlar dışında kimse bir anda patron olamıyor. Sadece deneyim ve biraz da para kazanmak için başladığın part-time işin, gelecekteki mesleğin olabilir ve kendini yeni işe aldığın elemana onun yaşlarındayken ne kadar çok ayak işi yaptığını anlatırken bulabilirsin.
#yenisayfa#

Ve tabii ki para...
Napolyon, fi tarihinde konu hakkındaki görüşlerini açıkça belirtmişti. Tamamen haklı olduğunu savunmasak da paranın, part-time bir işe girmekteki büyük motivasyonlardan biri olduğunu inkar edemeyeceğiz. Elbette milyon dolarlardan bahsetmiyoruz ama part –time çalışarak kazanacağın para da pek çok isteğini gerçekleştirmene yeter. Günlük ya da saatlik bir miktar alabileceğin gibi proje bazlı para kazanacağın işler de var. Gerisi performansına kalıyor.
Birkaç örnek iş
Amacın uzmanlaşacağın ya da uzmanlaşmakta olduğun dalla ilgili daha geniş bilgiye sahip olmak, kendini denemek ya da kariyerinin ilk adımını atmak üzere işe girmekse, hangi işi yapacağını zaten biliyorsun demektir. Ama bunun dışında, boş vaktini para kazanabileceğin bir şekilde değerlendirmek istiyorsan, bulabileceğin part-time işlerden bazıları ile ilgili bilgi verelim dedik. Tabii ki sonsuz sayıda olanak yaratılabilir ve gözü biraz açık herkes çevresinde olan bitenden ekmeğini çıkarabilir. Aşağıdakilerse kolaylıkla yürütebileceklerinden bazıları.
Çeviri işine girmek
Çevirmenlik oldukça ciddi bir meslek olmasına rağmen durumu “Mission Impossible” olarak görmeye gerek yok. Diyelim ki, hayran olduğun yazarın Türkçe’ye kötü çevirilmiş kitabını okurken başarısız çevirmene karşı içten içe kin ve nefret besliyorsun ya da anlam bütünlüğü bir yana, ahengini bile kaybetmiş şiirler seni deli ediyor. Şimdilik biraz sabırlı ol, çünkü part-time çalışacak biri olarak senin çevirebileceklerin sadece öğrenim alanınla ilgili makaleler ve sektörel dergilerdeki teknik metinler. Edebi yazı ve şiir çevirileri, işin ustalarına kalırsa inanın hepimiz çok mutlu olacağız. Tabii ki dil - edebiyat ya da çeviri bölümlerinden birinde öğrenciysen lütfen önden buyur.
#yenisayfa#
Aranan başlıca özellik, çeviri yapacağın yabancı dilde hakimiyet. Ancak, en az bunun kadar önemli olan bir başka nokta da Türkçe’ye hakim olmak. Çevirmenlik, “gramer bilgim var, sözlüğümü de aldım elime, benden iyi çevirmen mi olurmuş” mantığıyla yürüyecek bir iş değil. Asıl olay, çevrilen cümlenin Türkçe’de doğru ifade edilmesi... Bunun için de kalıplaşmış sözcük ve deyimlerin anlamlarını kaybetmeden ve okuyucuda aynı etkiyi yaratacak şekilde çevirmek.
Makale çevirisi yaparken karşına çıkabilecek en büyük sorunsa, makalelerin kendilerine has özellik ve biçemlerinden uzaklaşıp günlük dile kaçmak. Bunun olmaması için de konuya ve akademik metin okumaya aşina olmak gerekiyor.
İster teknik ister kurgu yazını olsun, ortalama okuyucuyu hedef almış, popüler kitapları çevirmek için genel kültür bilgisi çoğunlukla yeterli olacaktır. Önemli olan, yazarın üslubunu mümkün olduğunca korumak, anlam kaybına yol açmadan, kullanılan dilin Türkçe’deki karşılığını bulmak. Bu konudaki başarılı çevirilere örnek olarak Yüzüklerin Efendisi serisi verilebilir. Elfler’in dili ağdalı, Osmanlıca’ya yakın bir dilken; Hobbitler yalın, kolay anlaşılır günlük bir dil kullanır.
Bir sayfanın çevirisi, ortalama 40 dakika kadar sürer. Tabii bu bir çevirmen olarak senin hızına, dile ne kadar hakim olduğuna ve metne konsantre olup olmadığına göre değişir. Kitap çevirilerini okulla birlikte yürütmek pek kolay bir iş değil. Bunun için sınavların çok yoğun olmadığı dönemler tercih edilmeli. Ancak metin çevirileri, daha kısa soluklu oldukları için kolaylıkla altlarından kalkılabilir.
Ücretler, sayfa başına veya karakter sayısına göre belirleniyor. Kitap çevirisi söz konusu olursa yayıneviyle yapılan bir anlaşmaya bağlı olarak kitabın ilk baskısının fiyatı üzerinden bir defaya mahsus yüzde alınabilir veya kitabın her baskısı üzerinden belli bir yüzde için anlaşılır. Bu bahsi geçen yüzdeler % 2,5 ile % 5 arası ve çeviri yapılan dile göre değişiyor. Sayfa üzerinden yapılan anlaşmalarda cebe girecek miktar ise aldığımız duyumlara göre 10 - 20 TL arası.
Ancak tabii ki en iyi parayı Japonca, İspanyolca gibi daha ender bilinen dilleri takır takır çevirenler alıyor. Hukuk ve tıp metinlerini çevirmek de oldukça kârlı. Ödemeler nakit ya da çek olarak yapılıyor. Ancak tercüme büroları ne kadar prestijli olurlarsa olsunlar çevirmenler tarafından “eli sıkı” tabir ediliyor, bu sebeple güvenilir bir yayıneviyle çalışmak en mantıklısı. Çevirinin en büyük avantajı evinden yapabilecek olman. Dolayısıyla çalışacağın saatleri kendin belirlersin. Ama unutma ki çeviri, isteksizce yapılabilecek bir iş değil; sürekli dikkat, yaratıcılık, ayrıntılara özen ve problem çözme becerisi gerektiriyor.
#yenisayfa#

‘Transferman mı, o da ne?’ diyenler için
Türkler nasıl tanınır? Tabii ki zeki, çalışkan, azimli, pratik çözümlerle dünyayı yerinden oynatan insanlar olarak. Ama kesin bir nokta var ki çok misafirperveriz. Yabancı birini görünce bağrımıza basmak, yardım etmek için ne yapacağımızı şaşırmak kanımızda var. İşte transferman da tam bu işle ilgilenen bir insan. Güzide bir turistin, Türkiye’ye gelişinde ilk karşılaştığı insan canlısı, yardımsever, ilgi abidesi kişilik.
Bir transferman, bağlı çalıştığı turizm firmasının müşterilerini hava alanında karşılar, otellerine kadar götürür, check-in yaptırır. Ülkelerine geri dönüp, Türkiye’nin ne kadar mükemmel bir ülke olduğunu eşe dosta anlatmaya başlamadan önce onları tekrar otellerinden alır, hava alanına götürür, pasaport kontrolünden sapasağlam geçtiklerinden emin olur ve son iş olarak da arkalarından el sallar. Otel ve hava alanı arasındaki ulaşım ise turizm firmasının araçları ile sağlanır.
Transferman, anlamış olduğun gibi yabancı dil bilmeli. Hangi dil olduğu çok da önemli değil çünkü hemen hemen her ülkeyle çalışan turizm büroları var. Yine de İngilizce en az rağbet göreni. Bunun yanı sıra sorumluluk alma yetisi ve insan ilişkilerinde başarılı olmak önemli. Çıkan ufak tefek sorunları büyütmeden ve gruba fazla yansıtmadan halletmek gerekiyor.
Part-time transfermanlık yapacak olanlar, kendi programlarını kendileri yapabiliyor. Hafta içi uygun oldukları saatlerde çalışıp isterlerse tam gün boş oldukları hafta sonlarında full-time iş alabilirler.
Para konuşmak gerekirse, ücreti transfer başına alıyorsun. Grup başına 15 TL’den başlayıp 30 - 40 TL’ye kadar çıkabilen meblağlar var. Dil pratiği yapabilmek ve sana en uygun olan programda para kazanabilmek, transfermanliğin avantajları arasında. İşin kötü tarafı ise çok sık olmasa da rötar yapan uçaklar: Hava alanında uzun saatler bekleyebilirsin.
#yenisayfa#
Bebek bakıcılığı hiç aklına gelmiş miydi?
Amerikan gençlik filmlerinde, ufaklığı üst kattaki odasına kapatıp telefonda erkek arkadaşıyla konuşan, tabiri caizse yattığı yerden para kazanan bakıcı tiplemesiyle karşılaşmışsınızdır, ama işler pek öyle yürümüyor... Bebek bakıcılığı, çocuklarla aran iyiyse, sinirlerine ve sabrına güveniyorsan yapabileceğin şahane part-time işlerden.
Bebeklerin yaşı ne kadar ufaksa o kadar zorluk çekebilirsin, fakat miniğin “fu” “fu” diye ortalıkta dolaşırken asıl istediğinin su olduğunu anladıktan sonra rahatlarsın. Zamanla o sana, sen ona alıştıkça ortak bir dil geliştirip sorunlarını çözersin. 5-6 yaşlarındaki çocuklar biraz daha hareketli olacaktır. Onlarla, evin içinde koşturup eşyalara zarar vermelerini engellemek için zaman geçirebileceğin oyunlar oynayabilir ya da onlara yaşlarına uygun bir film izleterek onları oyalanabilirsin. Okul çağındakilerin ödevlerine yardım gerekebilir. Basit toplama işlemleri, çarpım tablosu ya da o gün yaptıklarını anlattığı bir kompozisyon, trigonometri ve divan edebiyatının yanında gerçekten çocuk oyuncağı.
Çalışma saatlerin, anne babaların katıldığı davetlerin bitiş saatine kadar uzayabilir. Akşam yemeğini hazırlamak, dişlerini fırçaladıklarına emin olmak, bazen de uykudan önce bir hikâye okumak görevlerin arasında olacak. Onlar yattıktan sonra kalan zamanda derslerinle ilgilenebilir, televizyon seyredebilirsin. Mesainin geç bittiği, yani anne babanın geç döndüğü saatlerde eve gidişin için taksi ücretini de talep edebilirsin.
İşe, tanıdıklar vasıtasıyla ya da ana okulları ve kreşlerin idarelerine başvurarak başlayabilirsin. Senden memnun kalan aileler, seni, tanıdıkları başka anne babalara tavsiye edecektir. Bu şekilde pek çok küçük çocukla tanışacak, okul programının elverdiği şekilde para kazanacaksın. Bebek bakıcılığı sektöründe seni rakiplerinden ayıracak olan özellik, sana ihtiyacı olan anne babalara mümkün olduğu kadar az “hayır” demek. Onlar, baş başa kalıp, romantik anlar yaşayabilecekleri veya arkadaşlarıyla çocuk seslerinden uzak, seviyeli sohbetler yapabilecekleri birkaç saat geçirmek için inan, çok şey feda ederler. Önceden yaptıkları ve sabırsızlıkla bekledikleri planlarının bakıcı yüzünden bozulması ise hayallerini yıkar. Ancak ödev tesliminden önceki son gece, senin için bebeklerle geçirilemeyecek kadar hayatiyse suç sende değil tabii.
#yenisayfa#

Ücretini saatlik olarak belirlemek en doğrusu. Aileyle konuşarak ve çocuklarla yaşlarına orantılı bir şekilde yapman gerekenleri de hesaba katarak bir fiyatta anlaşabilirsin.
Unutma! Çocuklar, yaşları ne olursa olsun çok zeki ve oldukça da kurnazdırlar. Melek gibi bir tanesine denk gelmedikçe akılları sıra seninle oyun oynayacak ve kandırmak için ellerinden geleni yapacaklar.
Zorlandığın, sabrını kaybetmek üzere olduğunu düşündüğün anlarda derin nefes alıp seni dinlediğinden emin olup gözlerinin içine bakarak, sakin sakin derdini anlatmak gerek.
Anketörleri hor mu görmüştün?
Pazar araştırma sektörü... Koskoca sektör yani! Peki tabanında kim var dersin? Tabii ki anketörler! İşin en önemli kısmını kimin yaptığını sorma ihtiyacı duymuyoruz. Cevap belli zaten.
Herhangi bir konuyla ilgili yapılacak pazar araştırması için hazırlanan soru formunu hedef kitleye ulaştırmak ve doldurulmasını sağlamak anketörün görevidir. Anketöre düşen önemli sorumluluklar arasında, hedef kitleye mensup kişilerden başkasına form doldurtmamak, görüşme sırasında yönlendirme yapmamak, soruları olduğu gibi okuyup, cevapları aynen verildiği şekilde kaydetmek geliyor. Diyelim yapmadı, kim bilecek gibi bir “çakallık” düşünen varsa, anketlerin belli bir yüzdesinin sonradan telefonla kontrol edildiğini bilmiyor olmalı.
Anket çalışmaları genellikle iki şekilde olur. Biri telefon anketleri, diğeri ise saha çalışmalarıdır. Telefon anketleri, adı üstünde görüşmeleri telefon ile yapılan anketlerdir. Saha çalışmaları bazen kapı kapı dolaşmayı, bazen de sokaklarda gördüğün gibi çalışmayı gerektirir.
#yenisayfa#
Telefon anketlerinde kimi zaman bilgisayar üzerinde hazırlanmış anket formunda doldurma yapılır. Saha çalışmalarında ise bir süpervizör kontrolü olur. Anketin uygulanması için önceden belirlenen bölgeye şirketin araçları ile ulaştırılır ve süpervizör kontrolünde çalışırsın. Randevulu çalışmalarda, üstlerin konuşacağın kişilerle önceden bir tarih belirler. Bazı anketler esnasında ürün dağıtımları da yapılabiliyor ve daha sonra ürünü verdiğin kişiye tekrar ulaşıp anket uygulaman gerekebiliyor.
Anketörlerde çok seçici özellikler aranmıyor. İnsan ilişkilerinde başarı ve diksiyonunun düzgün olması yeterli. Part-time çalışacak olan anketörler, anket başına bir fiyatta anlaşır. Anketin uzunluğuna göre de değişen bu ücret, şu sıralarda 6-8 TL civarında, yani firmaya bağlı olarak gün başına 40-50 TL arası para kazanabilirsin. Bunu “sabah 8, akşam 6” bir iş gibi görme. Proje süresince, örneğin üç gün, tam gün çalışır, proje bitince de azad edilirsin.
Anketörlük, insan ilişkilerini geliştirmek ve analiz yapabilme becerisini körüklemek adına uygun bir iş. Bunun yanı sıra tabii ki para kazanıyorsun. Bir başka avantajı ise çok fazla insanla tanışman. Bilhassa randevulu anketlerde, ileriki hayatında sana çok yardımı dokunacak kişilerle tanışma fırsatı buluyorsun. Kötü tarafı ise pazarlamacı muammelesi görmek, kapıların suratına kapanması, insanların yolda seni yok sayarak yürümeye devam etmesi ve hatta bazen hakarete maruz kalmak.
Küçük bir iş gibi görülse ve zaman zaman küçümsense de anketörlük, günümüzde en çok para kazandıran part-time işlerden biri. Başlamak için internet sitelerindeki ilanlara göz atabilirsin
Karnen nasıldı?
Baştan aşağı iyi notlar alabilen, dönem başında takdirname almak için hangi sınavdan kaç alman gerektiğini hesaplamaya başlayan bir öğrenci miydin? Seninle inek diye dalga geçmiş olabilirler... Varsın olsun. Her zaman senden daha az bilen ve yardımına ihtiyacı olan birileri olacaktır. Mesela senden bir ya da iki sınıf ufak öğrenciler gibi. “Yok ben beterin beteriydim” diyorsan, ilkokul çağında, çarpım tablosunun büyüsüyle yeni tanışan bir sürü öğrenci de var.
#yenisayfa#

Keyif alarak çalıştığın bir ders konusunda senden ufak birine yardım ederek, açık konuşursak özel ders vererek, naçizane bir part-time işe sahip olmuş olacaksın. Tabii konu ister fizik ister Türkçe olsun, bilgilerinin doğruluğundan emin olmadan böyle bir işe kalkışma. Mümkünse derslere başlamadan önce bir göz gezdir. Bütün karizmanla öğretmen konumunda otururken “peki elektron dönüyooo da, proton niye dönmüyooo?” gibi bir soruya “ehem, çünkü o çok ağır” tadında bir cevap verirsen, 60 yaşına gelince “yeni nesilde hiç iş yok” demeye hakkın olmaz.
Bilgi birikimi, yanında sabır da gerektiren bir iş. Senin kolaylıkla çözebildiğin bir problemi çözmesi dakikalar alacak ve belki defalarca anlatsan da anlayamayacak bir öğrencin olabilir. Derin derin nefesler alıp, o yaştayken kendini ve cebirle ilk tanışmanda nasıl da koşarak kaçmak istediğini düşün.
Hemen hemen her dalda ders verilebilir. İlla matematik ya da fizik olması gerekmiyor. Yabancı bir dil biliyor ve kendine güveniyorsan bu konuda şansını deneyebilirsin. Başlamak için lise çevrelerindeki kitapçılara ya da okullara küçük ilanlar asabilirsin. İlkokul çağındaki çocuklarla ilgilenmek istiyorsan, tanıdığın kişilere bu isteğinden bahsedebilirsin.
Dersleri istersen kendi evinde, istersen öğrencinin evinde yapabilirsin. Başlangıç için deneyimsiz olduğunu ve alanda isim yapmamış olduğunu düşünerek bu işi meslek edinmiş özel öğretmenlerin ücretlerinin yarısını talep etmen uygundur. İsteyenin bir yüzü kara...
Çalıştırdığın öğrenciler ne kadar başarılı olursa, ünün veli toplantılarında o kadar çok yayılır. Bu da daha çok öğrenci ve “aranan öğretmen” olmak demek. Motivasyon için sınavlarından sonra küçük hediyeler, birlikte gidilen maç ya da fimler işlevsel olabilir.
#yenisayfa#

Marifet patron olmak değil
Bir ofiste neler yapılır? Bir kere, bir sürü bilgisayar vardır. Onların başlarındaki masalarda oturan, tıkır tıkır bir şeyler yazan, çalışan insanlar vardır. Sonra faks makineleri vardır, arada bir çalışanlardan biri kalkar, başına gidip tuşlara başar, faks çekmek suretiyle iletişim kurar. Dizi dizi, dolaplar dolusu dosyalar vardır. Kimse istemez ama mecburen birileri bu dosyalarla ilgilenir, yeni kâğıtları delip dosyalara takar. Küçük masa aletleri vardır, makas olsun, zımba olsun. Çok büyük bir el becerisi gerektirmez ama nedense çalışanlar bunları da kullanmak istemez. O yüzden “armut piş ağzıma düş” hesabı, “biri olsa da faks çekse, dosya tutsa, davetiye zarflasa, toplu e-mailleri gönderse, veri girişi yapsa, hatta ve hatta ofis içi getir götür işi yapsa” diye hayal kurup duruyorlar. Ve işte bu anda yeni bir iş dalı, apayrı bir branş ortaya çıkıyor. Office-boyluk... Çalıştığın firmadaki sistem ve yapılan iş hakkında bilgi edinebileceğin ve tabii ki para kazanabileceğin başka bir part-time iş.
Uzmanlaşmak istediğin alandaki bir firmaya başvurup, office-boy olma isteğinin altında işi öğrenme arzusunun yattığını söyleyerek şansını deneyebilirsin. O sevgi dolu, iyi niyetli insanlar gençliklerini hatırlayarak seni kanatları altına alacak ve bildikleri her şeyi öğreteceklerdir. Güvenlerini kazandıktan sonra planını uygulamaya başlayabilir ve göz açıp kapayıncaya kadar şirketi içten ele geçirmiş olursun. O zamana kadar da günlük maksimum 30-40 TL gibi bir ücrete burun kıvırma.
Nasıl part-time iş bulunur?
Eveet, demek karar verdin ve de part-time çalışmaya başlayacaksın. Peki, nerede, nasıl iş bulacaksın? “Yurdumda milyonlarca işsiz var, ben nasıl iş bulabilirim ki” karamsarlığına gerek yok. İleri görüşlü olma, problem çözme yeteneği ve başka insanlarla uzlaşma becerisi; okul hayatın boyunca not ortalaması hesaplarken, matematik ve fizik sınavlarında ve kantinde ya da bahçedeki banklarda muhabbet ederken geliştirdiğin yetenekler. Bu kadarı bile iyi bir iş için gereken temel nitelikler olarak sıralanabilir. Özgüvenin de yerine geldiğine göre artık araştırmaya başlayabilirsin...
#yenisayfa#
Dikkat etmen gereken en önemli nokta çalışacağın yerdir. Ev ya da okuluna yakınlığı ve ulaşım imkânları sana ve programına uygun olmalı. Part-time çalışacağın bir iş için şehrin öbür ucuna gitmeye değer mi, takdir sana kalmış. Başka bir nokta da çalışacağın şirket. İlk karşına çıkan fırsata atlamaman, alanlarında belli bir prestije sahip olan şirketleri seçmen senin yararına. Çalışma saatleri ve ücret, daha sonra konuşarak uzlaşmaya varabileceğin konular.
En bilindik yöntem tabii ki gazete ilanları. Bu konuda anlatılacak pek fazla bir şey yok. Bilindiği gibi bir adet gazete, bir not defteri ve bir kalem alınıyor. Sarı sayfalar olarak da tabir edilen ilan sayfaları açılıyor. Önceden bir meslek belirlemiş olabileceğin gibi, herhangi bir alanda iş arıyor da olabilirsin. İlanları okumak suretiyle aradan uygun olanlar seçilir, kalem ve defter yardımıyla telefon numarası, ilgili şahsın adı ve iş yerinin adresi not edilir. Sonradan da telefon başına geçerek müracaat yapılır.
Gazetelerin insan kaynakları ve kariyer ekleri de pek çok “iş ve eleman aranıyor” ilanıyla dolu. Göz atmanda fayda var.
Daha hızlı bir ulaşım için internetteki sitelere başvurabilirsin. Bu sitelerdeki ilanlara bakabileceğin gibi sen de kendi özelliklerini ve aradığın işin özelliklerini anlatan bir mesaj bırakabilir ve sana ulaşmalarını bekleyebilirsin. Aradığın alandaki firmaların ve varsa okulunun mezunlar derneğinin internet sitelerine bakmak da yardımcı olabilir.
Her konuda olduğu gibi, iş aramak konusunda da püf noktaları var tabii ki. Gizli silah da diyebileceğimiz bu kaynak çevre, yani ailen ve arkadaşlarından başlayarak, okul, iş, sosyal aktiviteler yoluyla tanıştığın insanlar, aslında gizli bir iş borsasıdır. Acı bir gerçek ama pek çok iyi iş ilan verilmeden çalışan alır. Bunun tek sebebi, kulaktan kulağa tanıdıklar yoluyla yayılan eleman arama çalışmasıdır. Aile ve arkadaşlar, onların tanıdığı diğer insanlar, öğretmenler, konferans ve panellerde tanışılan insanlar, varsa eski iş arkadaşları ve patronlar, çevreni oluşturur. İş ararken bu kişilere ne gibi özelliklere sahip bir işte çalışmak istediğini, sana uygun bildikleri bir iş olup olmadığını sormak ve yardımlarını istemek düşündüğünden çok kapı açacaktır.
#yenisayfa#

Bir başka yöntem de şirketlere direkt başvurmaktır. Tanıdığın iş sahiplerine durmunu anlatarak yardım etmelerini istemek ya da şirketlere CV’nle giderek senin konumundaki bir çalışana ihtiyaçları olup olmadığını sormak da bir yöntem. Başvurduğun şirketlerin bazılarından olumlu ya da olumsuz bir cevap bile alamayabilirsin. Çok daraltıcı olmadan, belli aralıklarla telefon ya da mail yoluyla tekrar ulaşman ve kendini hatırlatman, şirkete neler kazandırabileceğini anlatman gerekebilir. Bu, aynı zamanda kararlı bir insan olduğuna ve işini hakkını vererek yapacağının da bir işaretidir.