polisiye roman
İşte insani zaaflardan ekmek yiyen bir edebi türle daha karşı karşıyayız. Eğri oturup doğru konuşursak, meraklı bir ulusuz alimallah, başka bir dilde “apartman teyzesi”, “meraklı Melahat” ya da tele-kulak gibi ibareler var mı bilmiyoruz ama eğer varsa da günlük hayatın bu kadar içinde olmaları pek de mümkün değil hani. Ayrıca ne seri katillerimiz (çok şükür), ne bazı özel televizyon kanallarında soluk soluğa izlediğimiz dizilerdeki gibi kriminal dedektiflerimiz ne de nanosaniyelik gecikmeleri hesaplayan, termal kameralarla donatılmış güvenlik sistemlerimiz var. Eee, burnumuzu sokacak bir şeyimiz yoksa suçumuz ne? “Araştırmacı gazetecilik” egomuzu nerede tatmin edeceğiz şimdi? Bildiniz... Polisiye / dedektif roman / öyküleri ne güne duruyor?
Polisiye edebiyatın tarihi, biraz da gelişmenin ve sosyalleşmenin tarihi. Gelişmiş toplumlardaki suç yapı ve tarihine bağlı olduğu kadar, sanayileşmeyle ortaya çıkan yeni yaşam biçiminin, amiyane tabirle “allahı para olanların” eleştirisinin tarihiyle de sıkı sıkıya bağlı. Tabii, bu kadar bilgiyi art arda sıralamadan önce türün kan bağının taa “gotik” akıma kadar gittiğini söylemekte bir beis yok. Türün yıllarca yediği “hafif meşrep” damgasını, cinayet çözüm metodlarını düşünerek kolaylıkla “aydınlanma” felsefesine bağlayarak çürütmek de mümkün, ama yerimiz dar zamanımız kısıtlı fakat eğer “ilgimi çekti bak bu dediğin” diyorsan linkler bölümümüze bir göz at.
Neyse, polisiye ve dedektif edebiyatı olarak bildiğimiz türün şimdiki hâline gelmesinin ucu, Edgar Allen Poe’un 1984’te yazdığı (ve türün ilk örneği kabul edilen) “Morgue Sokağı Cinayetleri” (Murders In The Rue Morgue) öyküsündeki Auguste C. Dupin karakterini tanıtmasına değin gidiyor. Türün babası olarak kayda geçen Poe’nun Dupin’in maceralarına kaldığı yerden devam ettiği "The Mystery of Marie Roget" ve "The Purloined Letter" adlı iki eseri daha yayınlanmış. Edgar Allen Poe imzalı “Morgue Sokağı Cinayetleri” ve Carter Dickson’ın “Sarı Odanın Esrarı” (ki kendisi 20. yüzyılın en iyi polisiye romanı seçilmiştir) öyküleri “locked room” (kapalı oda) olarak tabir edilen ve daima kapısı içten kilitli, pencereleri ardına kadar kapalı, uzatmayalım, çıkılması imkânsız bir odada işlenen ve intihar olmadığı kesinleşen davalar üzerinde, dedektifin katilin cinayet tekniğinin (modus operandi) ipini pazara çıkarmak için ona kafa tuttuğu türe müthiş birer örnektir.
#yenisayfa#
Poe, polisiye öyküleri olayın estetik yapısından alıp, entelektüel birikim ve akla övgünün öne çıktığı yapıtlar hâline getiren, katilin aklından geçenleri çözmek içinse identifikasyon (dedektifin kendini katil yerine koyarak fikir yürütüp, akhâm kesmesi) teorileri kullanan ilk yazar olmuştur. Daha sonra Charles Dickens ve çağdaşı Wilkie Collins türün elinden tutup büyüttmüştür.Dickens’ın eserlerine, içinde polisiye, gizem ve gerilim öğelerini barındıran “Kasvetli Ev” (Bleak House)’i ve ne yazık ki ölümü yüzünden tamamlayamadığı "The Mystery of Edwin Drood"u örnek gösterebiliriz ki bitseydi, muhtemelen türün en başarılı örneği sayılacaktı. Verimli bir yazar olan Collins, cinayet romanlarının yanı sıra sayısız kısa hikâye ve makale yayınladı. Bunların içinde “Beyazlı Kadın” (The Woman in White) ve ilk İngiliz dedektif romanı sayılan "The Moonstone" da vardı. 1878’de yayınlanan "The Leavenworth Case" sayesinde Anna Katherine Green, türde örnek veren ilk kadın yazar oldu.
Sir Arthur Conan Doyle’un mükemmel ötesi dedektif tiplemesi Sherlock Holmes, sahneye 19. yüzyılın sonuna doğru, assolist edasıyla çıktı. “Kızıl Dosya” (A Study In Scarlet) ile tanış olduğumuz Holmes, şimdiye dek hiçbir dedektifte görülmeyen bir tarza sahipti. Ayırt edebilir stili, en ufak ayrıntıyı gözden kaçırmayan şahin gözleri ve güvenilir yoldaşı Dr. Watson’la türün fanatiklerinin baştacı oldu. Conan Doyle’un dehası, Holmes’a da yansımıştı. Ürkütücü entelektüel birikimi ve cinayet çözmeyi bilime dönüştüren yapısıyla, Dr. Watson sayesinde arada bir dünyamıza geri dönmese, insanüstü bir varlık olduğuna kanaat getirilebilirdi. Holmes’un tümdengelim metodu, bugün bile birçok sosyoloğun ağzını açık bırakıyor...
1920’lere gelindiğinde İngiliz polisiyesi oldukça popülarite kazanmıştı, özellikle de küçük bir kasabadaki, görkemli malikânelerinde yaşayan aristokrat aileden birinin gümüş mektup açacağıyla öldürülmesi ana teması etrafında dans edenler... Bu rutin hâl ve gidişattan ve “hehehe, katil uşak” klişesinden sıkılanların hanesine, üç vakit sonra gün doğdu: Agatha Christie... Polisiye ve gerilimin büyükannesi Christie, 50 yıllık yazın kariyeri dahilinde 80’den fazla romanı imzaladı. Edebiyatseverlere en büyük torpili ise Belçikalı hafiye Hercule Poirot ve çıtı pıtı Miss (Jane) Marple oldu. Hercule Poirot, Sherlock Holmes’ün tersine nesne ve kanıtlarla fazlaca muhattap olmayı sevmeyen bir tipolojidir. Köşesine çekilip “küçük gri hücre”lerini çalıştırır. Nesnelerin değil hikâyelerin efendisidir çünkü. Kanıtların diline güvenen Holmes’un aksine Poirot, mantık yürütmenin şampiyonluğa giden yol olduğuna ve ve en neticesinde cinayetin kötü, pis bir şey olduğuna inanır.
#yenisayfa#
1947’ye kadar çizilen efendi, uslu, zekâ katsayısı arşa değen dedektif tiplemesi Mickey Spillane’in anti-kahramanı Mike Hammer’la kayboldu. Mike Hammer, sürekli kadınlardan ve seksten bahseden, ağzı bozuk ve pis bir adamdı, zekâsı ve kanıtlardan çok “emektar 45”liğine ve demir yumruklarına güvenirdi. Genelde erkek okuyuculara hitap eden “Jüri Benim” (I, Jury) o güne kadarki satış rekorlarını çalkalayıp altını üstüne getmişti. Spillane, toplamda sadece altı Mike Hammer romanı yazmasına rağmen polisiye türünün köşe taşlarından olmayı başarmıştır.
S.S. Van Dine’dan Polisiye Yazma Tüyoları
- Okuyucu, dedektifle eşit şartlar altında yarışmalı. Dedektifin bildiği / bulduğu bütün ipuçları okuyucuyla açıkça ve minicik bir ayrıntıyı bile atlamadan paylaşılmalı.
- Ortada dönen tek dolap, katilin dedektifle oynadığı kedi fare oyunu olmalı. Yok, “ben aldım okuyucuyu avucuma bir de onlarla oynayayım” olmamalı.
- Hikâyenin özüne “aşk meşk” karıştırmamalı, öncelikli gaye, suçluyu adaletin kollarına bırakmak, hemen yandaki bayanın değil.
- Dedektif ya da olayı araştıranlardan biri katil çıkmamalı.
- Suçlu, gri hücreler çalıştırılarak bulunmalı. Tesadüfi ipuçları ya da zoraki itiraflarla cinayeti çözmek sürekli blöf yaparak poker oynamaya benzer.
- Her eserde bir dedektif olmalı. Dedektiflerin de görevi araştırma yapmak ve veri analiz olduğuna göre, işinden geri durmamalı.
- Mutlaka bir ceset olmalı, ne kadar ölü o kadar iyi. Okuyucuları 300 sayfa boyunca oyalayıp bir şey anlatmamak mübah değil. Yani neymiş, okuyucuların enerji ve zamanlarını har vurup harman savurmuyormuşuz.
- Suçlar, doğaüstü metodlara başvurmadan doğal yoldan çözülmeli. Cadı tahtaları, bakla falı, ruh çağırmak, düşünce okumak ve kristal küre ovalamak gibi yöntemler sayılmıyor.
- Öyküde sadece bir dedektif olmalı.
- Katil, hikâyede az ya da çok, bir şekilde bahsi geçmiş ve okuyucunun ilgilisini çekmiş bir karakter olmalı. Görüldüğü üzere, öyle durduk yerde tutup katil ithal edemiyoruz.
- Katil, kesinlikle ama kesinlikle uşak çıkmamalı.
- İster bir ister bin kişi (tamam, abarttık biraz) öldürülsün tek bir suçlu olmalı. Suçluya yardım ve yataklık edenler mutlaka olacaktır ama okuyucuyu yanıltacak boyutta değil.
- Tarikat, resmi ya da gayrıresmi örgütler ya da mafyanın yeri dedektif öyküleri değil..
- Araştırmalar, mantık çerçevesinde yapılsın, fantaziye fazla yer verilmemeli.
- Düğümü çözecek gerçekler, her zaman apaçık ortada olmalı. Yani, eğer ki okuyucu romanı tekrar okumaya karar verirse ipuçlarında eksik gedik bulmamalı.
#yenisayfa#

- Aşk romanlarındaki gibi destansı tasvirlere ve karakter kompozisyonlarına kayıp tansiyonu düşürme.
- Katil asla ve asla suçluluk duygusu çekmez, senin katil de duymasın. Hem katil ne kadar beklenmeyen bir yapıda olursa (örn. Rahip, hayırsever...) o kadar iyi.
- Cinayet kesinlikle kazayla işlenmemeli ya da intihar olduğu ortaya çıkmamalı. Hafiyelik “destan”ını okumayı göze almış bir okuyucunun kalbini kolaya kaçıp kırmak olmaz.
- Cinayeti işleten motif ve güdüler tamamen kişisel olmalı. Komplo teorileri, ululslararası hikayeler, savaş suçları ve politika gibi türü zedeleyen sebepler kullanılmamalı
- Aşağıda birkaç örneğini vereceğimiz sudan sebep ve araçlarla suç aydınlatılmamalı.
- Suç mahalinde bırakılan izmaritteki markadan katili tanımak.
- Katile suçunu itiraf ettirmek için tasarlanmış “yalandan” ruh çağırma vb. paranormal olaylar.
- Parmak izleri.
- Katile havlamayan ve dolayısıyla onun tanıdık biri ortaya çıkaran akıllı köpek.
- Katilin, masum sanılan ikiz kardeş çıkması.
- Bayıltıcı ok.
- Kelime çağrışım testleriyle katili ortaya çıkarmak.
#yenisayfa#
Mühim Yazarlar ve kitapları
Sir Arthur Conan Doyle: Tüm Sherlock Holmes öyküleri
Agatha Christie: Ne bulursanız ama özellikle de; Ve Perde İndi, Beş Küçük Domuz, Cinayet Alfabesi, Doğu Ekspresi’nde Cinayet, Nil’de Ölüm, On Küçük Zenci, Roger Ackroyd Cinayeti...
Dashiel Hammeth: Malta Şahini, Sırça Anahtar, Kızıl Hasat, Türk Sokağı’ndaki Ev
Raymond Chandler: The Lady In The Lake, Çifte Tazminat, The Little Sister
Mickey Spillane: Tüm Mike Hammer serisi
Patricia Highsmith: The Price of Salt, Yetenekli Bay Ripley, The Glass Cell, Trendeki Yabancı, The Sweet Sickness
Carter Dickson: The Judas Window
Ellery Queen: The Dutch Shoe Mystery