Sinemayla ilişkiniz nedir?
Ersin: Sinema benim iyi dostum. Bazen ilişkimiz dostluktan öteye geçebiliyor. Bu belgeselle de öyle oldu.
Aysim: Uzun yıllar sadece izleyiciydim. Sonra okuluna gitmeye karar verdim. New York’ta bir sene film okudum. Aslında okudum demek film için doğru bir tabir değil çünkü film sadece yapılarak öğrenilir. Böyle bir tartışma da var. Film okuluna gitmek gerekir mi diye. Bence gerekiyor; okul, filmi yapman ve bitirmen için yaptırım uyguluyor yoksa film bilgisi almak için okulun çok önemli olduğunu düşünmüyorum. Okula gittiğinde ya para verdiğin için ya da not alacağın için yapman gerektiğini hissediyorsun. Okulun bir faydası da ekipman sağlama imkânı. Hem ekipman hem de ekip aslında. Yani arkadaşların. Oyuncu, ışıkçı, eleştirmen, vb açısından okul bana çok destek oldu. Film okullarının bazılarında sosyal bilim dersleri de var. Sosyal bilim, felsefe ve edebiyat derslerinin yönetmenler için film derslerinden daha önemli olduğunu düşünüyorum.
Akbank Kısa Film Festivali'ne katılma fikri nasıl ortaya çıktı?
Aysim: Filmi bitirdikten sonra yurt dışı ve yurt içinde bir sürü festivale filmi yollamaya başladık. İlk Almanya’da Kontrast Film Festivali’nden onay geldi, Almanya’nın Bayreuth kentinde film gösterildi. Sonra Akbank’tan kabul geldi. Sonraki hafta da IFİstanbul’dan kabul edildiğini öğrendik. Akbank’tan gelen kabule çok sevindim çünkü bu film, İstanbul filmi ve İstanbul’da gösterilmesinin bizler için önemi fazla. İstanbul seyircisinin tepkisini çok merak ediyorduk. Beklediğimizden çok daha yoğun bir seyirci tepkisi aldık. Bizim hiç beklemediğimiz noktalarda insanlar kahkahalar atıyorlardı.
Kısa filmleri izleyiciyle buluşturduğu için bu festivaller çok önemli. Ben bu tepkileri hissetmezsem nasıl bir sonraki proje için motive olabilirim. Kötü tepki alsam bile, bunun üzerinde düşünüp neyi nasıl yapmam gerektiğiyle ilgili bir done olarak kullanırım bu tepkileri. Festivaller bir bakıma çok yoğun alışverişin olduğu pazar yerleri gibi. Siz elinizdekini sunuyorsunuz ve alıcısı onun değerini biçiyor ve size bunu bildiriyor.
Ersin: Filmi yurt içi ve yurt dışındaki birçok festivale yolluyoruz. Akbank Kısa Film Festivali reklamını görünce oraya da yolladık.
Belgeselin kalıplarını zorlayan bir film olmuş. Kısa film formatında belgesel çekmenin ne gibi zorlukları var?
Ersin: Kısa bir sürede konuyu en iyi şekilde toparlamak gerekiyor. Sanırım en büyük zorluk bu. Her işte olduğu gibidir. İlk başta bir saatlik bir proje düşünüyorduk. Ancak sonra kısa film formatına döndük ve anlatmak istediğimizi toparlamak için epey zorlandık. Ancak sonunda tam da istediğimiz sonuca vardık.
#yenisayfa#
Aysim: Aslında çok zor olmadı. Söylemek istediğimizi söylediğimizi fark edince tamam dedik film çıktı. Uzun çekin diyenler oldu ama bence uzunluğu güzel oldu.
Filmin oluşma sürecinde sizi tetikleyen fikir neydi?
Ersin: Kendimizin ve çok yakın çevremizin sahip olduğu ruh hâlini aramızda tartışıyorduk. Aysim’in de İstanbul üzerine bir proje yapma isteği vardı. Bu yüzden, güzel bir biçimde, bu sosyolojik tartışma İstanbul'u dâhil ederek filme dönüştü.
Aysim: İstanbul’u nasıl yaşadığımız. İstanbul’u kendi yaşadığımız hâliyle göstermek istedik. Basmakalıp, oryantalist, turistik imajların dışında. Her an her gün yaşadığımız gibi. Aslında bunu göstermenin o kadar da kolay olmadığını da gördük. Yani fantastik, hayal ürünü bir şeyi yaratmak zor ama; gayet gündelik, herkesin bildiği bir şeyi anlatmak belki daha da zor. Çünkü en bilindik görünenin içindeki felsefeyi yakalamaya çalışıyorsunuz ve bu felsefe kendini kolay ortaya koymuyor.
Türkiye'de kısa film çeken ve başarısı kanıtlanmış insanlar olarak yaşadığınız zorluklar neler?
Ersin: Türkiye'de sadece kısa filmcinin değil, sanatçının her alanda yaşadığı büyük zorluklar var… Bunun üzerine eğilmek lazım sanırım... Bir şekilde, Avrupa Birliği sürecinde mecburen kültüre daha fazla bütçe ayrılacaktır diye umut ediyoruz, ancak bunun için hareket gerekiyor. Sonuçta ağlamayana emzik yok...
Aysim: Tabii ki en önemli sorun para. Ben hayatımı kazanmak için film sektörü dışında çalışmalar yapıyorum. Çünkü reklam ya da dizi çekerek sevmeyeceğim işler yapmak istemiyorum. Hani buna da bir diyeceğim yok ama hiç değilse film yapmak istediğimizde manevi destek kabilinden paralar olsa…
Para bulsam hayatta dijital çekmem. Kesinlikle 16 mm çekerim. Bir ses ekibiyle çalışırım. Post-prodüksiyon için zaman harcarım. Ama bütçesiz film yaptığım için bunlara imkân bulamıyorum.
Başucu filmleriniz neler?
Ersin: Erasure Head, Twinpeaks, Lost Highway, Mulholland Drive, Crash, Naked Lunch, Existenz, Stalker, Solaris, Salo ve Shining...
Aysim: Wong Kar Wai’nin Chung-king Express’I ve In the Mood for Love’ı, Jan Svankmajer’ın kısa filmleri, özellikle Dimensions of Dialogue, Brian De Palma’nın ilk dönem filmleri ve Dziga Vertov’un The Man With a Movie Camera’sı…